Anasayfa
Sürdürülebilir Av ve Yaban Hayatı için avlağımıza, sulak alanlarımıza, çevreye ve haklarımıza sahip çıkalım, Avcılık ve Atıcılık Kulüplerimizi destekleyelim. Av kültürü, kulüplerimiz vasıtasıyla yaşatılan en önemli değerlerimizdendir.

HATIRALAR

Şimdilerde avcılarımız pek hazıra konar oldular. Av mahalline gidiş dönüş olsun, hazır çeşit çeşit marka, saçma iriliklerine ağırlıklarına göre fişekler daha ucuza temin ediliveriliyor. İşte filan yerde 5 keklik var, yarın gidip ikisini alıp gelivereyim. Yarım saatlik bilemediniz bir saatlik avlar. Vücut ısınamadan avın bittiği durumlar, peki eskiden durum böylemi idi? Nerde canım hiç olur mu.

Avcılık Atıcılık ve Spor Kulübümüz kahveci Hüseyin' in kahvesinin yanında yıllarca avcılarımıza hizmet etmiş. O barakamsı yapıda anlatılan av hikayelerini dinleyenler, o havayı koklayanlar tadı damaklarında hala daha sürter dururlar. İşte burada yarınki avın planlaması yapılır. Havanın nasıl olacağı üzerine bilgilendirilme tamam ise avcılarımız nasıl fişek yapalım sorusuna cevap ararlar. Buna göre de evlerde geç saatlere kadar fişek yapımı sürerdi.

Babacığım gelir, tahta av malzemesi kasasını divanın altından çekerek ortaya çıkarır, ben de ona rahatsızlık vermiyecek şekilde yerimi alırdım. Hatta yardımcı da olurdum. Kapsül takacaksa kapsülü, barut üzerine tapa koyacaksa keçe tapayı elimde hazır tutar babamın daha hızlı fişek yapabilmesini sağlamaya çalışırdım. Bu arada fişek nasıl yapılır onu da öğrenmiş oluyorduk. O zamanki fişekler kağıt fişeklerdi. Ağızları mengene ile saçma üzerine metelik konduktan sonra kapatılır ve sıkılırdı. Bu mengene ile fişek ağızlarının ne kadar sıkmanın dahi önemi olduğunu rahmetli anlatırdı.

Bu şekilde yapılmış fişeklerden paşa dedemiz rahmetli kulüpte zaman zaman cebinden hiç ayırmadığı fişeğini avucunda hafifçe tartar gibi yaparak derdi ki:

-Kuzu bunlar kuzu

O yıllarda televizyon yok, insanlarımız birbirine daha bir yakın. Karşılıklı atışmalar, pek bol. Ama burada dozajı iyi ayarlayamazsan istenmeyen nahoş durumlar da olabilir. İşte böyle bir takılmayı büyüklerimizden dinlemiş olayın kahramanı Paşa Dede' nin lafı geçince de yazmasan olmaz değil mi.

Çok soğuk bir kış günü babam kuşluk vakti Hüseyinin kahveye çıkar. Paşa dede ordadır. Yenipazar'da çarşıdan geçersen işte seni bu kahveden dikkatli bir göz hemen tesbitini yapar.Paşa Dedemiz (Mustafa Pıyancı) babama hoş geldin dedikten sonra haberi yapıştırır.

- İpçi Nuri şimdi gitti beygirle. Menderes taşmış, ördek kaz kaynıyormuş, fişekleri vurmamış malzeme almaya gelmiş ve aldığı malzeme ile gidiyor fişeği orda yapacakmış.

İpçi Nuri bir tüy kopartamadan avdan dönmüş, haber her yere yayılmış.Akşam sobanın etrafında toplanan avcılar durumu anlamak için bekleşirken İpçi Nuri soğuktan kömürleşmiş yüzü ile girer. Meraklılar sorar:

Nuri ne vurdun av nasıldı.

Cevabı Paşa Dede verir. Ellerini dudaklarına götürmüş bütün nefes gücünü harcamaktan kıpkırmızı kesilmiş haliyle zurna öttürmektedir. Anında sandalyeyi kapan Nuri amcamız Paşa Dede' ye çarpmak ister ama etraftakiler buna fırsat tanımazlar, bakarlar ki paşa hiç istifini bozmadan hala zurna öttürmeye devam etmektedir, olan bitenden hiç haberi yokcasına. Durumu gören herkes gülmekten yerlere yatmakta, hatta İpçi Nuri amcamız bile .Allah'tan hepsine de rahmet diliyorum.

Avcılar bu haller başa gelmesin diye nasıl bir fişek doldurmalarını saptamak için bahçelerde eski kiremitlere 60 adımdan atış yaparlar. Kiremitteki saçma adet ve saçmanın kiremitte bıraktığı izin özelliklerinden o dolumun yüzlerini güldürüp güldürmeyeceğini anlarlar ve arzu edilen dolum elde edilinceye kadar orada fişek yapmaya devam edilir ayrıca canlı bir hedefte de deneyi mutlaka yapılmak istenirdi. Bu işin ustaları kiremitteki ize göre karar verebilir ayarını yapabilir. Ayrıca canlıya atmaya ihtiyaç hissetmezdi.

Yenipazarlı avcılar yeni tayin olan memurlardan avcı olanlarını pek severler, hemen kaynaşmaya başlarlar. İşte bunlardan biri de uzun boylu Hakkı öğretmendir. Hakkı öğretmen hem avlamasını bilen hem de mübarek fişek yapma uzmanıdır. Rahmetliler ondan çok şey öğrendik der dururlardı. Bizler de bu işe meraklı olduğumuzdan küçüklüğümüzden beri pür dikkat dinler her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenmeye çalışırdık.

Bu arada Yenipazar avcılarının AFYON tarafına gittikleri av partilerinden geriye kalan hatıraları vardır. Burada benim dikkatimi çeken bu gezilerin o yıllarda yapılabilmesidir. Zira bunu gerektirecek bir ihtiyaç yoktur. Ne ararsan var çünkü. Demek ki o yıllarda kulüp gerekli olan ahengi, uyumu sağlamış; ayrıca avcılarımızın ekonomileri de iyiymiş diyorum. Şimdilerde böyle av gezileri yapamaz olduk. Sanki bu dünyanın işini biz bitireceğiz gibi. Çorum' dan gelmiş arkadaşım beni sanayide bulmuş, kardeşim gel hiç olmazsa bir lokma ekmeğim nasip olsun diye ısrar ediyorum; hayır efendim yola devam etmesi gerekiyormuş. Neden çünkü son raddesine kadar zamanını kullanmış geç kalmaktan korkuyor. İtirafı şu ki:

•  Ali'cim biz işin esiri olmuşuz farkında değiliz.

Bu Çorum lafı da nerden çıktı diye düşünebilirsiniz. Askerlikten sonra nasipmiş Çorum'da bir özel büroda proje müh. olarak çalışmaya başladım. Bu bahsettiğim arkadaş da üniversiteden sınıf arkadaşım. Avcılıkla alakası yoktur, ama orada çeşitli tanışmalara vesile olmuştur. Daha avcılığımız o kadar ileri değil ama temel sağlam. Bir gün büroya bir kişi geldi patronla konuştular çaylarını içtiler ve alasmarladık diyerek kapıdan çıkarken lafa atıldım hemen:

•  Bir dakika bayım, siz geçen gün buradan üç beş kekliği beline asmış çalımla geçen avcı değilmisiniz.

•  Hee evet benim.

•  Peki burada bir avcı kardeşiniz var bak farkında değilsiniz hiç umar diye aklınızdan geçmez mi ?

•  Ulen avcıysan yarın sabah beşte burada hazır ol demez .mi

Dünyalar benim olmuştu. Dedim ki tüfeğim yoktur, sorun değil sen sadece fişeğini al gel. Akşam hemen bir çalar saat alarak hazırlıklara başladım. Ne olur ne olmaz randevüme hiç geç kalmayı sevemem. Fişekleri de aldık. Akşam heyecandan zaten uyku da tutmamıştı; çalar saatin çalmasını beklemeden hazırlanıp randevü yerine ulaştım. Tam denilen saatte bir minibüs bir korna çalarak yanaştı. O avcımız da büronun karşısındaki apartmanda idi zaten. Anında apt. nın kapısı açıldı usta avcımız Turgut hoca elindeki iki tüfekle ortaya çıktı. Tüfeğin birini bana uzatırken dolmuşa binmek için de telaş ediyorduk, arkadaşları bekletmeyelim diye. İçeri baktığımda baya 8 -9 kişi kadar varız diye düşünürken hocam tanıştırma faslına başladı.

- Bu arkadaş bu gün misafirimizdir. Müh. Ali bey buradaki büroda çalışır.

Bu arada diğer avcı arkadaşların isimlerini söyler arkasından işte Ali bey der. Derken hafif öfkeli kalınca bir ses adeta gürledi:

•  Bey'ini şey yaparım lan, burada bey yok. Burada avcı var.

Hoca utana sıkıla biraz mahcup: Ulen elektrikçi Mustafa hemen böyle denir mi deyince ben de lafa atıldım. " Hocam arkadaş doğru söylüyor hakikaten burada makam, zenginlik v.s değil avcılık ön plana çıkmalı.

İşte bu şekilde çok güzel bir avcı grubuna girmiş oldum. Grupta kimler yoktu ki. Başkanımız minibüsün ön koltuğuna zorlukla sığdığını gördüğüm İl Sağlık müd. müz Hikmet bey; bir gün hasta olduğunu beyan eden ava gitmemek isteyen eczacımız Attila Sular (Kendisine doping yaptırıp o gün gene de avlandırmıştık); çok muhterem hocamız Bahri Apraş; tüfek imalatcımız Tatar kimya lakaplı ustamız; Muhasebeci İhsan Ağabeymiz; elektrikçimiz İskilipli Mustafa ağabeyimiz; marangoz Yusufumuz. Hey gidi günler hey, yıllar sonra bunları kaleme alırım diye hiç aklıma gelmemişti. Bir de zaman zaman grubumuza katılan (Allah rahmet eylesin) Şaban ağamız vardı. Bu mutena grubumuzla av açık olduğu sürece her Pazar günü sezonluk tutulmuş olan dolmuşumuzla yarım saat, 45 dk zaman tutan çevre av yerlerine gider avlanır, tavşan vurulmuşsa pazartesi günü akşamı onu meyhanede hep beraber yerdik. İlk yıl bir tüy kopartamadan geçti; her hafta değişik bir tüfek , fişekler uymaz neler kaçtı neler. İkinci yıl Rahmetli babamın alıverdiği İspanyol tüfek var elimde; tesadüfen de ayarı tutturmuşum fişekleri kendim yapıyorum. Kasım ayı geldi çattı, o gün gerçekten kırağı yağmış soğukça bir havaydı. Ava geldiğimiz yeri hatırladım. Bir önceki yıl çok güzel av bulduğumuz bir yerdi. İki av dönemi arasında geçen sürede biri ilk baharda biri de yazın olmak üzere iki kez dolu yağmış, avlaklardakileri kırıp geçirmişti. Grupta en küçük bendim.(Ogün misafir olan ihsan beyin oğlu hariç) Bizim kulüpten alışık olduğumuz takılmaları burada pek görememiştim. Belli ki tecrübeleri var, grup içi çekişme olmasın grup eksilmesin istiyorlardı. Benim nazımı çekeceklerine inandığım için bir tezgah hazırlamalıydım, fırsatı da buldum. Sabah soğuğunda otomatikleri dolmuşa dayamışlar üst baş onarıyorlardı. Hemen ispanyolu onların arasına sokuşturmaya başladım onlara fark ettirip laf söyletinceye kadar. Dayanamadı Bahri hocam adeta patladı: " Çek lan şu pis ispanyolu, artık kırağı yağdı bundan sonra ayarın tutmaz." Zaten lafı hazırlamıştım: Bu ustaların yanında dursun da huylarından kapsın istemiştim; istemiyorsanız o ayrı konu" diyerek sanki kızmış gibi tüfeğimi çekip aldım. Eczacım omzuma dokunarak " Ali bak hoca sana takılıyor, bi şey yok bunda diyerek teselli ediyordu" Ben amacıma ulaşmıştım, artık konu açılmıştır, geliştirmeye kalmıştır. Herkesin üstü başı tamam olunca av kolunda iki gruba ayrılarak yürümeye başladık. Benim köpeğim olmadığından en alta geçip onların vuramadıklarını vurmaktan başka şansım yoktu. Biraz yürüdükten sonra bir kekliğin seyrek çamların arasından epey yüksekten fantom gibi kaydığını görmüş davranmış uzak diye bırakmıştım. Daha dikkatli olmamı tembihliyerek yürürken birden bir parıltı oldu arkasından hiç de fişek atılamadı. Seyrekçe çam ağaçlarının arasından süzülen kınalım ispanyolun gürlemesiyle adeta takla atarak akça bir kayacığa çarpılıyor biraz yuvarlandıktan sonra hareketsiz duruyordu. Bu olay olurken bağırıyorum: " Al gel İspanyol" "Müdürüm nereye düştü tam göremedim tarif edebilirmisiniz" deyince komut başladı: Aşağı in sola sağa aşağı derken kekliğin başına diktiler beni. Teşekkür ederek sırt torbama koydum. Bir araya toplaşırken müdürüm lafa başladı. Yav bu oğlan hem vurcek hem de konuşcek galiba. Derken bir keklik fırladı ki herkes uyudu ama müdürüm son anda tetiği düşürdü. Keklik arka kuyruk üzerinden saçmayı almış adeta kekeleyerek yere düştü epey uzaktı gerçekten. Müd: " Bak oğlum babana söyle bu franci'lerden alsın görüyorsunki 500 m'den vuruyor. Laf açılmışken marangoz Yusuf durur mu : " Hayır bak bu browningler den alsın , bunlar 800 m'den vurur" lafları arasında kuşun düştüğü yere vardık. Müd. mün acemi köpeği kekliği alamamış sağlam keklik gibi önümüzden bir kere daha fırlamış. İki ben beş müd., beş de marangoz 12 fişeği yüklendi keklik gidiyor, tepeye yaklaştığında yalpalamaya başlayan keklikten anladık ki bu vurduğumuz kekliktir. Ama ele geçirilememiştir. Müdürüm müsaade diyerekten dolmuşa doğru yol almaya başladı derken baktım yalnız kalmışım. Bir keklik de ben kaçırdım. Baktım uzaktan Bahri hocam misafirimizle bir yol tutturmuşlar gidiyorlar. Yetişmek üzere peşlerine takıldım. Akçakmak kayalığı kırma taşlı bir yokuşa sardıklarını görünce bir dikenli çalının başında nefesleneyim diye durdum. Aman yarabbim çalıdan bir şey çıktı ne olduğu belli değil göremiyorum, derken tavşan olduğu belli oldu. Atış yapabilmem için derhal geriye yukarı koşmalı idim, nitekim başardım. Çift hörgüçlü gibi bir yapısı vardı önümdeki arazinin. Hörgüçün çukurundan geçerse atabilecektim. Şans buya oldu, kafasına derken kafa kalmadı karın boşluğuna doldurdum ben de. Tavşanı elime aldığımda ağzından sarı su akıyor çok az da hareket belirtisi vardı. Hemencecik çakıyı çıkarıp kan akıtmak amacıyle keserken Bahri hocam ünlüyordu: " ne o" Tavşanı göstererek cevapladım. Bir el fişek sesi gelince gene canlanıp adeta koşarcasına yokuşa çıkıyorum. Hocam delikanlı ile oturmuş bana sus işareti yaparak yanına gelmemi ve bir sigara yakmamı istiyordu. Sigaralar bitince fiskosla konuşuyoruz. "Bir alay keklik kaldırdık. Şuraya serildi, nasıl avlayalım seni bekledik." Ben de " Hoca gören sensin büyüğümüzsün yerleştir avlayalım" dedim. Acemi çaylağı vadiden tarafa alarak , dağın kenarını kendisi tutarak ortada ben olmak üzere ilerliyoruz. Çaylağın önünden bir keklik yerden bir karış kadar kalkıp 30 m sonra kondu. Konduğu yer tam alayın pusabileceği gibi idi. Bizim ki hiç fark etmedi ve de o yeri geçti hemen yanaştım: Aman Allahım alay gerçekten buradaymış . Birini seçip aldım, aşağıda par par edince alayı takip edemedim. Hoca haklı olarak çok kızdı celallendi: Bütün gün dolaştık bir alay kuş bulduk onu da kaybettiniz. Yürüyün lan dolmuşa . Haklısın hoca diyerek dolmuşa doğru ilerledik ve vardık. Uzaktan şöyle bir baktım; bir kişi de bir keklik vardı. Sırt torbamı çalımla çıkarıp şöyle ortaya atarken gür bir sesle şöyle dediğimi hatırlıyorum: "Ulen İspanyol , ben sana öğren dedim ama bu kadar değil" hiç kimseden ses çıkmıyordu. Dolmuşa bindik ilerliyoruz, arkadaşlar keklik vuracak olanlar aşağı insin karatepeye geldik dediler. Çoğu arkadaş indi. Bana da gel dediler ama ben bu dersi babamdan almışım: " Allah bereket versin sizler gidin ben gelmiyecem" dolmuşda oturarak onların ovanın yüzündeki bu tek tepede döne döne nasıl keklik avladıklarını gözledim. Bu gruptaki avcı ağabeylerim eğer ölmüşlerse Allah'tan gani gani rahmet diliyor; mekanları cennet olsun diyorum, eğer yaşıyorlarsa hasretle sarılıyor öpüyorum kendilerini.Burada anlatacak çok anımız var ama bir başka zamana inşallah.

1977 nisanında gittiğim Çorum'dan 1980 temmuz başlarında ayrılıyordum. Hem de 3 yıllık emeğimi ; dostlarımı, av arkadaşlarımı, o güzelim avlaklarımızı geride bırakarak. Sebebi ne mi? 1980 14- 16 haziranında olan tarihimize Çorum Sıvas olayları olarak geçen yıllardır bir arada yaşayan insanları birbirine düşürme operasyonu. Burada başaramadılar, Kahramanmaraş'da başaramadılar. İşte bu olaylardan sonra daha dün kardeşce bir arada olan insanımızın birbirine bakışının değiştiğini gözlemlemem, ülke genelindeki hava beni memleketime dönme kararı aldırdı. Ülkeme hizmet için çıktığım bu uğraş 3 yıl içinde çok meyve verdi; tadı damağımda en verimli çağımda adeta bıraktırıldım. Huzur huzur huzur . Olmazsa olmaz kurallarından biri. Ülke yönetimine talip olanların en çok üzerinde durmaları gereken konulardan biri. ( Burası bizi aşıyor biz avımıza geri dönelim.)

Yenipazar'a 1980 temmuz'unda geri döndüm. 12 Eylül ihtilalinden sonra yeni yapılanmalardan avcılık kulübümüz de nasibini aldı. Yönetim kuruluna girerek çalışmaya başladım. Önümüzde yapılması gereken bir çok iş vardı. Avcılarımızın ruhsat ve bulundurma dosyalarının hazırlanması, yıllarca TÜRKİYE TRAP ŞAMPİYONU olmuş Fettah Günay ağabeymizin , atıcılık ajanımızın özverili çalışmalarına kayıtsız kalamazdık. Zaten Yenipazar avcıları olarak her sene trap ve kurşun atışları 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarının gösterileri arasında yerini almış geleneksel hale gelmişti. Bunu şimdiki orman deposunun orda kulüp imkanları ile bir trap atış poligonu kurduk. Atıcılığa heves eden arkadaşlarımız ve toplumumuzun desteği; özellikle B.T. Aydın İl Müd. Celal Arıcı Bey'in ilgileri teşvikleri bizi bir yerlere getirdi. Yıllar sonra genç bayanlarda Nurgül Kuran Türkiye ikincisi oluyordu; bu kıtkanaat geçinen zar zor idare eden insanlarımızın arasından. İşte hep birlikte güzelliklere doğru koşalım, doğruları, bilimi baş tacı edelim.

Bu poligonun ilçe bazında Türkiye'nin ilk trap atış poligonu olduğunu biliyoruz. Günlerce ilçemiz ve köylerindeki avcıların yeni duruma intibaklarını sağlıyarak biriktirdiğmiz aidat ve bağış paralarını atıcılığa bu kadar meraklı olan Yenipazar'lılar için trap atış poligonuna çevirmiştik. Diğer komşu ilçelerimizden ve de Aydın'dan gelen misafir usta atıcılarımız da ; çoluk çocuk, yaşlısı genci toplaşan halkımıza, ayrıca mülki erkana bu sporun inceliklerini gösterirlerdi. Atıcılık deyince YÖRÜK ALİ unutulur mu hiç. Onun için poligonun adını da Yörük Ali Efe Atış Poligonu koyduk. Kendisi ve atıcılığının ne kadar iyi olduğunu anlatan pek çok hikayesini duyabilirsiniz. Bunlardan en çok hoşuma gidenini yazmadan geçemiyeceğim. Rahmetli iki ayağı kesik vaziyette çırçır fabrikasının yazıhanesinde oturmaktadır. Bu fabrikalarda rasgele sigara içilmez. İçmek istersen zarar vermiyeceğin bir yerde ve zamanda içmelisin. Efem bakarken sağa sola gözüne bir yerden sigara dumanı takılır takiben bir işçinin sigara içtiği anlaşılır. İşçinin sigarasının külü uzamış ancak bu kısım görülmektedir. Efem tabancayı belinden sıyırır şöyle bir okkaladıktan sonra nişan alır tetiği düşürür. Evet istediği olmuştur. Tabanca ile sigaranın külünü silkmiştir efem. Gençliğinde yaptıklarını değil de bu yaşlanmış ve de ayakları kesik haldeyken dahi atıcılığından bir şey kaybetmediğini gösterdiği için bu hatırayı her yerde anlatıyorum. İşte bu poligonumuz bu düşüncelerle yapılmış bu güne kadar aksasa da gelebilmiştir. 1986' dan beri hizmet veren bu yer hem ismine hem de Yenipazar' yakışmamaktadır. Ayrıca sanki başka yer yokmuş gibi buraya poligon yapılacağını duyunca mıdır nedir bilinmez ormancılarımız hemen orman deposunu bizden önce kondurdular. Onlara zarar vermiyecek şekilde o gün için yerleştirdiğimiz poligon bu gün kaldırılmak isteniyor; ayrıca ruhsattır şudur budur gibi bahanelerle Geleneksel 19 Mayıs Atışlarımız sanki engellenmek isteniyor. Evet bu poligonu kaldıralım ama daha güzelini ruhsatlısını yapalım. Bu konuda bütün kurumlara görev düşmektedir. Bizler elbette kanunlara uygun hareket etmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz, ama bunu sağlarken de devletimizin bütün kurumlarının azami yapıcı gayretlerini görmek isterdik. Bunun yerine adeta başınızın çaresine bakın türünden yaklaşımları görmek bizleri üzmektedir. Bütün bunlara rağmen boş durmuyoruz, adım adım hedefe varacak planlamaları yapıyoruz. Sadece atıcılık değil avlanmanın da gelişimini güzel Yenipazarımızda sağlayacağız. Bu duygu ve düşüncelerle herkese en kalbi sevgi ve saygılarımı sunuyorum. RASGELE..

Ali ALTINKAYA