KOZALAKLI
- Sizin o tarafa gelmedi mii?
- Gelmedii!!!
- Ulen nerde bu hınzır?
Yer yer darı ekili dağ arazisinde, ünlemelerle köpek sesleri birbirine karışıyordu. İlk defa bir sürek avına katılıyordum. Bunun için beni tecrübeli bir avcının yanına oturtmuşlardı. Sabahtan beri epeyi domuz vurulmuş, sanırım bir tane azılı kalmıştı. En fazla uğraştıran da bu sonuncusu olmuştu. Kobaylar kovalıyor, sürekçiler bağırıyor, bazıları teneke çalıyor, ama kurnaz azılı postalara yaklaşmadığı gibi tenhada, meşeliklerde yakaladığı köpekleri de eziyor, yaralıyordu.
Yanımdaki yaşlı avcı: 'hınzır şaşırmazsa biz bunu zor vururuz. Kozalaklı olmuş bu gari..." ilginç bir deyimdi, hemen atıldım: 'Kozalaklı ne demek?Acaba Kozalaklı Mehmet Efe ile bir alakası var mıydı bu deyimin?... 'Dur bir cigara yakayım da deyiverem sana, nasıl olsa bunun buralara geleceği yok. dedikten sonra ağır hareketlerle paketini çıkardı. Bir sigara çıkarıp yaktı, bir müddet zevkle tüttürdükten sonra eski çifte tüfeğini tekrar eline aldı. Benim elimdeki yeni superpoze tüfek, onunkinin yanında son model araba cakasıyla duruyordu. Gözlerini kısarak anlatmaya başladı:
'Bene bak şimdi bizim oğlan, bu dağlar evvelden hep çete, zeybek yatağıydı ya...Kurtuluştan sonra hepsi birer birer düze inmiş idi bunların. Yörük Ali Efe İzmir' e gitmiş, orada kaza geçirip ayakları kesilince Yenipazar' a gelmiş. Demirci Nazilli' ye yerleşmiş. Tekeli İsmail Efe Köşk' te, Danişmendli İsmail de köyünde çifte çubuğa dalmışlar. Dağda gezen mühim efelerden yalnız iki kişi kalmış: Kıllıoğlu Hüseyin ve Kozalaklı Mehmet Efeler.
Harpten sonra hökümette bunları takip edecek kuvvet mi var? Bir kurnazlık edip kelleleri alacak o zamanın hökümeti. Yörüklerle haber göndermişler bunlara: Düze ineni affedeceğiz, aylık bağlayacağız diye... Bozdoğan da bir Cuma gününe de gün vermişler. Kıllıoğlu' yla Kozalaklı buluşmuşlar. Kıllıoğlu inmekten yanaymış. Kozalaklı bir oyundan şüphelenmiş ama diğeri ''Hadi len ordan, hiç bi şey olmaz. Biz kaç hökümet gördük deyince üstelememiş. Geçmişler Madrandan Bozdoğan üstüne. Çarşıda davullar zurnalar çalıyormuş. Kıllıoğlu: Aha işte! Biz iniyoruz diye düğün bayram ediyorlar. De bakem koca Kozalaklı, böcelenme gari ! deyip aşağıya seyirtmiş. Kozalaklı arkasından bağırmış: Sen git bakalım, ben bir yol anacığımla helalleşip geleyim. Aslında yüreği rahat etmemiş, kızanlarıyla emniyetli bir tepeye çıkmış, beklemeye başlamış. Kıllıoğlu beklemeden, ateş gibi Bozdoğan çarşısına varmış. Az sonra aşağıdan silahlar patlamaya başlamış. Kozalaklı kızanlarına dönmüş: Gördünüz mü? Kıllıoğlunun düğünü oluyor, demiş kurnaz efe... Hakikaten de orada Kıllıoğlunu vurmuşlar. Kozalaklıyı da takip etmişler ama bulamamışlar.
Sonraları Kozalaklı' nın kızanları teker teker ya vurulmuş, ya da zeybekliğe tövbe edip silahı bırakmış. Sonunda efe, iki kızanıyla kalmış. Amma öyle kurnazmış ki kendilerine hazırlanan bütün pusuları boşa çıkarıyormuş.
Dağlarda gezen bu efeyi halletmek için hökümet, iki kızanına haber göndermiş. Efelerinin başını getirirlerse hem af, hem de maaşlı deştimanlık vaat etmiş.
Lafın burasında bizim avcı, sigarasında yüklü bir nefes daha çekti. Avı filan unutmuştuk. Bana baktı, sabırsızlıkla ağzına baktığımı görünce keyiflendi. Aşağılarda bağrışmalar devam ediyordu.
Kızanlar paraya kanıp efelerini öldürmeye karar vermişler. Hatta paranın yarısını bir Yörük çadırında almışlar bile, kaşla göz arasında... Amma parayı veren adam, bir yandan Kozalaklı' ya göz edip kendine mukayyet ol demeye getirmiş. Efe de zaten bunların ikircikli hallerinden şüphelenirmiş. Çadırdan çıktıktan sonra kızanların mavzerlerinin ağzına nedense mermi sürdüğünü fark eden efe, tozluğunu düzeltmek bahanesiyle geride kalmış. Sonra ikisine de birer sıkı! Gene ele geçmemiş ama bu sefer tek kalmış.
Bir ara karısıyla bile gezmiş. Epey bir vakit tutulamamış. İşte aynı onun gibi tek kalan azılı domuz iyice kurnaz olur. Hele bir kaç sıkıyı da atlattı mı.. Ondan böylelerine Kozalaklı deriz biz...
Kozalaklının akibetini soracaktım ama köpek sesleri yaklaşmaya başlamıştı. Sustuk, tüfeklere sıkıca yapıştık. Önümüzdeki meşelerde kıyamet kopuyordu. Sanki ağaçlar hep birden kırılıyor gibiydi. Diken çalinin arasından birden azılının çıktığını gördük. Gerçekten de iri bir azılıydı. Sırtının üzerindeki çıkıntısından dumanlar çıkıyordu. Gözlerindeki öfke ile karışık korkuyu onca mesafeden bile görebiliyordum, belki de hayal ediyordum. Bizim oturduğumuz dere yatağına çıkmaya başladı. avcı benim tüfeği omuzladığımı görünce, "azıcık bekle, az daha yanaşsın da döşüne nişan al dedi. Dediğini yaptım. Artık çenesinin her iki yanında gururla taşıdığı dişlerini tam görebiliyorduk. Çalının arasında bir görünüyor bir kayboluyordu. İyice yaklaşıp durdu. Bizi fark etmiş olabilirdi. Yan döndü. Ters tarafa gidecek gibiydi. Tam o anda avcının tüfeğini doğrulttuğunu gördüm. İlk silah atımında avcının kurşunu tam yerine gelmişti. Olduğu yerde zıplayan hayvana bir de ben attım. Doğru gerisin geriye koşmaya başladı. Ancak bu koşu onun dağlara vedasıydı. Fazla gidemeden burnunun üstüne düştü ve yana yıkıldı.
Çok geçmeden gelen köpekler ve diğer avcılarla domuzun başında toplanmıştık. Avcılar domuzun orasına burasına bakmaya çalışıyor, ancak ölü hayvanı ısıran hırs küpü kopoylardan baş alamıyorlardı. Biz çok keyifliydik. Avcı bir sigara yakmıştı. Kozalaklıyı vurmuştuk.
Dönüş yolunda avcıya sordum: Peki Kozalaklıya ne oldu sonunda? avcı yarım kalan hikayeyi hatırladı. Haag! O mu? Efe sonunda eyice yaşlanınca oraya buraya gezemez olmuş da öyle Çine de kıstırıp yakalamışlar. İzmir' e oturup asmışlar. Son anda af geldiği söylenir emme ne bileyim? Oldu gitti işte sonunda...
Hikayenin sonu hüzünlüydü. Zaten efeler zincirinin tüm halkalarının öyküleri hep böyle hüzünlü biterdi.
Bunları düşünürken tepelerde güneş batıyor; biz yorgun argın traktörlerle bu efe meskeni dağları terk ediyorduk
Mehmet EKİZOGLU |